Facebook

This is default featured slide 1 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

13 Ekim 2014 Pazartesi

13 Oct




HALEP

Dabeq'te IŞİD ile çatışmalardan. / From clashes with ISIS in Dabeq.
http://www.youtube.com/watch?v=xVWky45WL0c

DARAA

Mücahitler Daraa-Jasim arasındaki yolu açıyor. / Mujahideen are opening the road between Hara and Jassem.
http://www.youtube.com/watch?v=ezbIoznio8Y


ŞAM

Meliha'da esir alınan İranlı militan. / Iranian militan captured in Meliha.
http://www.youtube.com/watch?v=AHzKvwXLY7E&feature=youtu.be


HAMA

ÖSO tarafından Maarkebe cephesinde vurulan 57 mm. top. / The Free Syrian Army destroyed a regime 57mm gun in Maerkebe front using a TOW missile 
http://www.youtube.com/watch?v=YtogDSQQ-KA&feature=youtu.be



12 Ekim 2014 Pazar

12 Oct


Rejim hava saldırısında yaralanan çocuk / Child wounded in regime airstrike in Daraa



REJİM HAVA SALDIRILARI / REGIME AIRSTRIKES

http://www.youtube.com/watch?v=eJeqAHxVOSs  İdlib-Saraqeb
http://www.youtube.com/watch?v=q_J3DLEp_WQ  Daraa-al Balad
http://www.youtube.com/watch?v=dCXvmt7kxAw  Daraa-al Balad
http://www.youtube.com/watch?v=ikukiagAgRo  İdlib - Han Şeyhun
http://www.youtube.com/watch?v=dWRX-itNgQU  Hama - Latamneh



ŞAM

Doğu Ghouta'dan durum haritası. Pek güvenilir bulmasam da yer veriyorum. / Situation map of East Ghouta. I think this map and producer is not very reliable.
 

Qalamoun'da Jabbe köyünü ele geçirmek için başlatılan operasyondan görüntüler. / Video from the operation started to liberate Jabbeh village in al Qalamoun. The place is between Asal al Ward and Jabbeh. Shorter version of this video appeared here few days ago.
http://www.youtube.com/watch?v=L-rX6qQOCfI

Ulusal Savunma Gücü komutan yardımcısı şebbiha İyad Musa mücahitler tarafından Zabadani-Bludan'da öldürüldü. / The shabbiha NDF deputy commander Eyad Mussa was killed by the mujahideen in Bludan 
http://eldorar.com/node/61385




HASEKEH

Amuda ve Derbasiya'da gençleri saflarına katılmaya zorlayan PYD'ye karşı gösteriler düzenlendi. / Demsontrations in Amuda and Derbasiya against the raids carried out by the kurdis popular defense forces to force young men enrol in their ranks.


HALEP

Safira cephesinden. / From Safira front.
http://www.youtube.com/watch?v=iX-UDpp3yj0&feature=youtu.be

Mücahitler Safira cephesinde son dört günde aldıkları pozisyonlardan yoğun bombardıman altında çekildi. Haritada mor ile işaretli. / Mujahideen retreated from the areas (*purple) they controlled in the last 4 days.
Çekilinen köyler / The villages which mujahideen retreated from
-Sad'aya -Qashutah -Bashquy -Zira'ah -Abu Tabbah -Barzaniyah -Diman 


Dün akşam Kobani'de Polis Binası yakınında sıkıştırılan 60 IŞİD militanından 20'si öldürüldü 40'ı ise esir alındı. Doğu kısmında çekilen IŞİD'e karşı saldıran PYD ve destekçisi gruplar Polis Binası ötesine ilerledi. Güney ve Batı kısmında ise şiddetli çatışmalar sürüyor.
İddialara göre IŞİD tarafından kendilerini Kobani'nin içinde gösteren videolar 2 yıllık ve Tal Aran'a ait.
/
This evenig, new operations have been carried out by rebels and kurdish units ” Volcano Furat” against Daesh, as they encircled 60 near the Police Office Building in Kobani and 40 were made prisonners and 20 killed. Rebels carried out offensive attacks against Daesh along with the retreat fo the latter from the eastern front and rebels advance beyond the Police Office Building, Several fierce clashes and offensive attacks on both the southern and western axis, and special operations will be carried out which will force Daesh to retreat.
The Euphrate Volcano operation room has informed that they do not wish Turkey to intervene in Kobani, they only ask Turkey to facilitate the arrival volunteers to defend the city as it allows it for the rest of Syria
As for the videos that Daesh has published showing her inside Kobani; These videos are 2 years old from Tal’aran, as the geography of the region and symbols written on Tal’aran homes’s walls look like Kobani.


General Zaher Saket cephede mücahitlere hitap ediyor. Sayfat'ta tecavüz edilenlerin çok sayıda kadının intikamı ile ilgili konuşuyor anladığım kadarıyla. / General Zaher Saket to fighters stationed on the fronts of Aleppo, about the rape of women by regime forces and İranian-Hezbossatan companions in Sayfat. 
http://www.youtube.com/watch?v=G20B_X7YnK0
http://www.youtube.com/watch?v=rn6oSDUrCng

Kobani'de YPG tarafından öldürülen IŞİD militanları. / ISIS militants killed by YPG in Kobane.
https://href.li/?http://t.co/2pttF7uXrm

İC silah fabrikaları civarını vuruyor. / IF targets the regime forces in the Defense factories vicinities.
http://www.youtube.com/watch?v=iX-UDpp3yj0

Hama ve Halep'te rejim için çatışan ve İran tarafından eğitilip buraya sürülen çok sayıda paralı Afgan militan öldürüldü. Bunlardan 10 tanesinin cenaze töreni İran'ın Kum ve Meşhed kentlerinde kaldırıldı. Bunlar Hazaralar. Şiiler. / Funerals of 10 of the Afghans have  been celebrated in Qom and Al Mashad in Iran, killed during the battles in Handarat, Syfat,  AL Malah at the North of Aleppo Rif within a battle they named it “The Liberated Mahdi”. Plus, in Hama Rif. Activists said that  more  than 30 Afghans were killed in the recent days and  communication has been lost with 28 militia men.

Rejim güney kırsalında bulunan Sayfat cephesinde önemli noktaları geri aldı. Bunların en önemlileri Sayfat camisi ve civarda bulunan tarım arazileri. Çatışmalarda 15'ten fazla rejim askeri öldürüldü. Çatışmalar sürüyor. / In Syfat, mujahideen killed more than 15 of the regime forces with the regime forces who captured strategic points the most important are: Syfat Mosque and the farms in its vicinities. Mujahideen targeted the regime forces points and clashes are going on.
http://www.youtube.com/watch?v=T9YLop1sKm4
http://www.youtube.com/watch?v=To13iKMoUUg

Mücahitler Ahtimalat ve Dabeq'te IŞİD'i vuruor. / Mujahideen target Daesh at Ahtimalat and Dabeq with tanks.
http://www.youtube.com/watch?v=bI_3MBXIMxM 

Kobani'de sınır geçişinde iddia edildiği gibi değil ÖSO bağlısı gruplar bulunuyor. / FSA are at the border crossing with Turkey and not Daesh as claimed.
http://www.youtube.com/watch?v=YL3AccphH1g


DEYR EZ ZOUR

IŞİD bir başka Kuveytli mensubunu daha ABD istihbaratı ile işbirliği yaptığı gerekçesiyle infaz etti. / Daesh excuted another Daesh Kuweiti member on the claim he was collaborating with US intelligence in Deir ez Zour.


HAMA

Morek'e ilerleyen bir rejim konvoyuna yapılan saldırı. / A regime convoy heading to Morek was attacked by mujahideen.
http://www.youtube.com/watch?v=VCXTRJu2tCU

İDLİB

Nusra'ya bağlı mücahitler koalisyon saldırıları sebebiyle binalarını boşaltıyor. / JAN empties buildings due to IC air attacks, from arms and amunitions.
http://www.youtube.com/watch?v=C6nhA-GILgM


DARAA

Al Mahatta'da Ahrar mücahitleri ile rejim güçleri arasındaki çatışmalardan. / From clashes between Ahrar mujahideen and regime forces in Al Mahatta.
http://www.youtube.com/watch?v=WzldVrpNEk0

Al Balad'deki çatışmalardan görüntüler. / From clashes in al Balad.
http://www.youtube.com/watch?v=VBEE6VM26JQ
http://www.youtube.com/watch?v=MNYy-xBmYT8
http://www.youtube.com/watch?v=YdfhuFtf-Hw
http://www.youtube.com/watch?v=9UroEs57-9A 

Demokrasiyi Uygulamak Zor İştir - Gündüz Akgül


Demokrasiyi Uygulamak Zor İştir - Gündüz Akgül
Ülkemizde, demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile uygulamasında büyük arızalar olduğu için birçok yazımda hatırlatmaya çalıştığım bir kuralı tekrar hatırlatmakta yarar görerek yazıma başlamak istiyorum…
Anayasamız, “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” der…
Ne yazık ki bu kural sadece anayasada yazılı olmakla kalıyor…
Uygulama hak getire…
Demokrasinin olmazsa olmazlarına baktığımızda;
-Parlamento…
-Siyasi partiler…
-Güçler ayrılığı…
-Çoğunluk yönetimi…
-Azınlık haklarının güvencesi…
-Fırsat eşitliği…
-Adil seçim sistemi…
-Bağımsız yargı…
-Yurttaşların hak ve özgürlükleri…
Mutlak olması gerekenlerdir…
Demokrasinin klasik tarifi şöyledir; tüm yurttaşların eşit haklara sahip olduğu bir devlet yönetim şeklidir…
 Cumhuriyet bir rejim şeklidir, demokrasi ise cumhuriyetin uygulanış şekillerinden biridir. Demokratik cumhuriyetin yanında, dini (teokratik) cumhuriyet, oligarşik cumhuriyet ve sosyalist cumhuriyet biçimleri vardır…
Demokratik cumhuriyetlerde, egemenlik, kayıtsız ve koşulsuz millete aittir...
Millet egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır…
Bu organlar, Yasama, Yürütme ve Yargıdır…
Yürütme yetkisini iktidarda olan parti kullanır…
İktidar partisinin yanında, muhalefet partileri demokratik cumhuriyetin olmazsa olmazıdır…
Demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile uygulanabilmesi için, gerek iktidar, gerekse muhalefet partileri mensuplarının;
-Tüm egolarını bir yana bırakmaları…
-Ben yaptım oldu mantığı ile hareket etmemeleri…
-Benim her yaptığım doğrudur yanlışından vazgeçmeleri…
-Ülke çıkarlarında uzlaşı kültürüne yatkın olmaları…
-Yurttaşları etnik kökenleri ve dini inanışlarına göre ayrıştırmamaları…
Gerekmektedir…
Bilinen bu gerçekleri, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun bir demeci nedeniyle yazmak gereğini duydum…
Ana muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Kobani için ayrı bir tezkere çıkaralım” önerisini hatırlatan gazeteciye verdiği yanıtta, “IŞİD’ın saldıracağı her şehir için ayrı tezkere mi çıkaracağız? Kılıçdaroğlu’nun tek çabası var, Esed’i korumak. Onun fikrine de,  şeyine de (ne demekse), aklına da ihtiyacımız yok, sadece sussun”
Bu söylem, demokratik rejimle bağdaşmayacak, o makamı işgal eden birine yakışmayacak kadar sorumsuz ve yakışıksızdır…
Şimdi herkese soruyorum…
Bu anlayışın, bu düşüncenin demokrasi ve uzlaşı kültürü ile bir ilgisi var mıdır?..
Bu düşüncede olan bir iktidarın, muhalefeti yok sayarak demokrasiyi tüm kurum ve kuralları ile işler hale getirmesi olası mı?..
Demokrasiyi uygulayabilmek için öncelikle demokrat olmak gerekir…
Nerde…
Onun için diyorum ki demokrasiyi uygulamak zor iştir…
Ya siz?..

12.10.2014
Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Hıristiyan IŞİD’li olur mu? - Gürbüz Evren

Hıristiyan IŞİD’li olur mu? - Gürbüz Evren
IŞİD adlı terör örgütünün ne olup olmadığı aylardır tartışılıyor.
IŞİD’in nasıl kurulduğundan, hedef ve stratejilerinden bahseden akademisyenleri, gazetecileri ve uzmanları dinliyoruz.
Arap ülkelerinin yanı sıra Kosova’dan, Malezya’dan, Çeçenistan’dan, Afganistan’dan, Pakistan’dan ve daha birçok Asya ülkesinden gelip, Suriye’de, Irak’ta IŞİD saflarında savaşan teröristlerden uzun uzadıya bahsedildi.
IŞİD’in Türkiye’de neden çok taraftar bulduğu anlatıldı.
Lideri El Bağdadi’nin 4 yıl Amerikan hapishanelerinde kaldığı hatırlatıldı. ABD ile arasının iyi olduğu söylendi.
ABD, El Fetih’e alternatif olsun, Filistinliler bölünsün hesabıyla Hamas’ı nasıl ortaya çıkardıysa, aynı şekilde IŞİD’in de gelişimine destek verip, önünü açtığını, El Kaide’ye alternatif yapmakta, Esad’ı devirmekte kullanmak istediğini, ama Hamas gibi IŞİD’in de kontrolden şimdilik çıktığını da ben yazmıştım.
Buna rağmen birçok sorunun yanıtları henüz verilebilmiş değil.
IŞİD hakkında kafa karışıklığı yaratan konulardan biri de, “Avrupalı Cihatçılar” denilen teröristlerdir.
Medyadaki haberlerde, IŞİD üyesi Fransız, İngiliz, Alman, Hollandalı, Danimarkalı ya da Belçikalı teröristlerden bahsedilir.
Avrupa ülkelerinden gelen Cihatçıların sayısının ise 3 bini aştığı belirtilir.
Kamuoyunun önemli bir bölümü, Avrupalı Cihatçılar tanımlamasını duyduklarında, bir Fransız, Alman ya da İngiliz’in din değiştirerek, Müslüman olup IŞİD’e katıldığını zanneder.
Oysa durum çok farklıdır.
Evet, Avrupalı Cihatçıların arasında sonradan Müslüman olan Avrupalılar da vardır.
Ancak bunların sayısı yüzde 1 bile değildir.
Kimdir bu Avrupalı Cihatçılar?
Söz konusu cihatçılar, Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan göçmen işçilerin 3. Kuşak çocuklarıdır.
Kökenleri Fas, Tunus, Cezayir, Pakistan, Türkiye başta olmak üzere birçok İslam ülkesine dayanmaktadır.
Bulundukları ülkelerin vatandaşlıklarını ya doğduklarında ya da sonradan almışlardır.
Nasıl oluyor da Avrupa’nın göbeğinde doğup büyüyen, batılı bir eğitim sisteminden geçen bu çocuklar IŞİD gibi kafa kesen bir terör örgütüne yöneliyor, saflarına katılıp savaşıyor sorusu akla gelecektir.
Bu durumun en önemli nedeni, Avrupa’daki hükümetlerin yabancıları dışlayan, onlara 2. Hatta 3. sınıf vatandaş muamelesi yapan, gettolaşmayı teşvik eden ve ayrımcılık içeren politikalarıdır.
Avrupalı hükümetlerin, ayrımcılığa uğrayan, dışlanan, kötü yaşam şartlarına mahkûm edilen Müslüman kökenli yabancıları kazanmaya yönelik politikaları ise daha yeni yeni uygulanmaya başlanmıştır.
Bu politikaların gündeme gelişinin gerçek nedeni ise Müslümanlar arasında hızla yayılan Batı ve Amerikan düşmanlığından duyulan rahatsızlık ve korkudur.
Doğruyu söylemek gerekirse, Batı düşmanlığının giderek büyüdüğünü, ülkelerindeki radikal İslamcı grupları güçlendirdiğini gören Avrupa Birliği ülkeleri, daha ılımlı ve entegrasyonu öne çıkaran, yabancı düşmanlığını dışlayan politikalara yönelmekte geç kaldılar.
Çünkü doğdukları andan itibaren sadece kendi gibi olanların bulunduğu gettolarda yaşayan, kapalı bir toplum düzeninde ve bedenleri ile Avrupa’da, beyinleri ile ise radikal İslamcıların yarattığı bir atmosferde büyüyen bu insanları kısa sürede kazanmak kolay değildir.
Çünkü söz konusu gettolar, dışlanmışlık duygusunu sömüren ve büyüten radikal İslamcı grupların hâkimiyet alanına dönüşmüştür.
Avrupa’nın orta yerindeki gettolarda açtıkları camilerde, mescitlerde propaganda yapan, taraftar toplayan radikal İslamcılara karşı ülke yönetimlerinin harekete geçmekte geç kalması da, IŞİD ve benzeri terör örgütlerini güçlendirmiştir.
Sadece Avrupa değil, vatandaşlarını göçmen işçi olarak buralara yollayan ve gönderdikleri döviz dışında onları hatırlamayan, sorunlarına eğilmeyen ülkelerin hükümetleri de, radikal İslamcıların güçlenmesinden sorumludur.
Eğitimde, iş hayatında, sosyal yaşamda fırsat eşitliği olmayan, dışlanmışlığı, yabancı düşmanlığını sonuna kadar yaşayan gençlerden bazıları, kendilerini kanıtlamanın, toplumdan intikam alabilmenin yolu olarak IŞİD türü örgütlere katılmayı seçtiler.
Yıllardır içlerinde biriktirdikleri haksızlık, kin, nefret ve ezilmişlik gibi duyguları böylelikle silebileceklerini düşündüler.
Unutulmaması gereken bir başka etken ise 11 Eylül saldırılarının ardından Amerika Birleşik Devletleri’nin başlattığı propaganda sürecinin Batılı ülkelerde yol açtığı İslam aleyhtarı havadır.
Amerikalılar, Afganistan ve Irak işgali sırasında başvurdukları yöntemlerin, kullandıkları dil ve uyguladıkları politikaların tüm Müslümanları terörist olarak gösterdiğini anlayamadılar.
Batı’yı etkisi altına alan İslam aleyhtarı hava, Arap ve İslam ülkelerinden gelen herkesin potansiyel terörist görülmesine yol açtı.
İşte tüm bu yanlışlar, Müslümanların Batılılar tarafından ezildiği, horlandığı, dışlandığı, yokluğa ve kötü yaşam koşullarına mahkûm edildiği düşüncesini güçlendirdi.
Kendini kanıtlama ve ABD’den, Avrupa’dan intikam alma duygularını besledi.
El Kaide, Taliban ve IŞİD türü terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürdü. Onlara, ihtiyaç duydukları taraftar ve savaşçı kaynağı sundu.
ABD’nin hatasını telafi etmek için ortaya attığı ve Türkiye’de AKP iktidarı üzerinden örneklemeye çalıştığı “Ilımlı İslam” modeli de tutmadı.
İslam’ı kendine göre yorumlayıp, saptırmış Örgütte, “Ya bizdensin ya da onlardan” düşüncesi hâkim kılınmıştır.
Bu nedenle, IŞİD saflarında savaşanlar, Şii, Ezidi, Kürt ya da başka bir etnik ve mezhepsel kökenden, karşılarına kim çıkarsa çıksın, onları da Batının, ABD’nin müttefiki görmekte, düşman saymaktadır.
Avrupalı Cihatçıların Gerçek sayısı nedir?
Avrupa Birliği Komisyonu’nun, Avrupalı Cihatçıların sayısını 3 bin olarak verdiğini belirtmiştik.
Avrupa ülkelerinde yaşayan 8-9 milyon Müslüman kökenli yabancı var. Bunların arasından birkaç bininin IŞİD ve benzeri örgütleri katılmasını, Irak ve Suriye’de savaşmasını, sayıya bakarak önemsemeyenler olabilir.
Öncelikle belirtelim, bu sayı doğru değildir.
Avrupalı yetkililer ülkelerinde oluşabilecek bir paniğin önüne geçmek için sayıyı az gösterme düşüncesiyle hareket etmiş olabilirler.
Oysa bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin raporlarında verilen sayılar çok farklıdır.
Alman İstihbarat Servisi Bundesnachrichtendienst BND, Almanya’dan IŞİD’e katılanların sayısını 2 bin olarak belirlemişti.
BND, bu sayının en alt limit olduğunu da özellikle vurgulamıştı.
Fransız İstihbarat Servisi DGES, Fransa’dan IŞİD’e katılan Müslüman kökenli yabancıların sayısının 4700’ü aştığını aylar önce raporlarında yazmıştı.
Söz konusu raporlarda, 4-5 bin kişinin de örgüte katılma potansiyeli taşıdığı belirtilmişti.
Katılımcıların önemli bir bölümünün ise Cezayir kökenli Fransız vatandaşlarından oluştuğuna dikkat çekilmişti.
“Paris’in başta Seine Saint Denis olmak üzere kuzey banliyöleri, Lille ve Marsilya kentleri IŞİD’e militan sağlayan merkezlerdir” tespiti de, DGES’in raporlarında yer almaktadır.
İngiliz Haber Alma Servisinin (Secret Intelligence Service), İngiltere’den IŞİD’e katılımla ilgili çalışmalarında, örgütün Musul’u ele geçirmesinden önce verdiği rakamlar önemlidir.
The Guardian gazetesinde yayınlanan, ancak yalanlanan verilere göre, aralarında Londra’nın da bulunduğu 4 büyük İngiliz kentinden IŞİD’e 4200 katılım olmuştur.
Yaklaşık 5 bin kişi de Irak ve Suriye’ye gitmeye hazırdır.
İngiliz istihbaratına göre IŞİD’e katılanların yüzde 60’ını Pakistan ve Hindistan kökenli İngiliz vatandaşları oluşturmaktadır.
Belçika İstihbarat Örgütü VSSE ise ülkedeki IŞİD yandaşlarının sayısının tüyler ürperten bir noktaya ulaştığını belirtmektedir.
Servisin Haziran ayındaki raporuna göre Brüksel, Anvers ve Brügge gibi kentlerden yaklaşık 2200 kişi örgüte katılmıştır.
Bu sayının 3 katı kadar da, örgüt saflarında savaşmaya meyilli taraftar vardır.
Söz konusu katılımcıların yüzde 80’i Fas, Tunus, Cezayir, Pakistan kökenli Belçika vatandaşı Müslümanlardır.
Danimarka İstihbarat Servisi PET’in CİA ile paylaştığı bilgilere göre IŞİD’e katılan Danimarka vatandaşı yabancı kökenlilerin sayısı 700 civarındadır.
Bu rakamın sürekli artabileceği tehlikesine işaret eden PET, IŞİD’e katılanların daha önce hangi ülkenin vatandaşı olduğuna dair bilgiyi ise vermiyor.
Hollanda Haber Alma Servisi AIVD, ülkeden IŞİD’e katılım konusunda net bir rakam vermekten kaçınıyor.
IŞİD saflarında savaşmaya giden ‘Yüzlerce’ Hollanda vatandaşından bahsediyor.
Teröristlerin kökeni olarak ise “Kuzey Afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin çocukları” ifadelerini kullanıyor.
Söz konusu ülkelerin istihbarat servislerinin ortak vurgusu ise Avrupa’dan giden tüm IŞİD’li teröristlerin Türkiye üzerinden Suriye ve Irak’a geçtiğidir.
IŞİD’lilerin ellerindeki Avrupa Birliği pasaportları ile Türkiye’ye rahatça girdiği, örgütün tuttuğu evlerde kaldığı, sokaklarda dolaştığı, hasta, hatta yaralıların tedavisinin Türk hastanelerinde yapıldığı, istediklerinde kolaylıkla ülkelerine döndükleri de belirtilmektedir.
IŞİD’in Türkiye’deki örgütlenmesine, ilişkilerine ve gücüne de ayrıca değineceğiz.

  Gürbüz Evren /Gerçekgündem

Yeni Bir “Ne İstediler de Vermedik” Vak’ası mı?!. - Müyesser Yıldız

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “paralel yapı”  olarak nitelediği Cemaat için, “Allah şahittir, ne istediler de vermedik... Safmışız... Aldandık”  itirafında bulunduktan sonra canhıraş bir savaşa girişti.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Malatya’dan dönerken gazetelerin Ankara temsilcilerine yaptığı açıklamalar, bir diğer “paralel yapı”  olan PKK hakkında da benzer bir “itiraf”  sürecine girildiği izlenimini veriyor. 

                      -Yol Haritasında Manidar Zamanlama-  

İmralı’daki teröristbaşı, yol haritasının çıkması için iktidara 30 Eylül’e kadar süre tanıdı. 30 Eylül günü yapılan Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, yol haritasının Cumhurbaşkanının onayına sunulduğunu açıkladı. Bakanlar Kurulu kararı ertesi gün Resmi Gazete’de yayınlanırken, aynı gün Davutoğlu HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ı Başbakanlık’ta ağırladı. “HDP İmralı heyeti”  de İmralı’ya gitti.

Bakın Başbakan Davutoğlu Malatya dönüşünde, o süreçle ilgili neler anlatıyor:

“Tezkereden bir gün önce öyle bir planlama yaptık ki, çözüm süreci ile ilgili Bakanlar Kurulu kararı çıkardık. Bu zamanlama ile HDP’ye şu mesajı verdik: Bu tezkereyi çıkararak, ne içerideki, ne dışarıdaki Kürtleri karşımıza almaya niyetimiz yok. Çözüm sürecini dakik şekilde işleteceğiz. Çözüm süreci kararını bir gün önce getirdiler, ‘bekleyin, yarın yapacağız’ dedim. Tezkere gece 12.00’de gitti, çözüm sürecini 17.00’de ilan ettik. Biz satranç oynamayı bilen insanlarız. Selahattin Demirtaş’a ‘bak’ dedim, ‘Yarın bizden Kobani’ye yardım isteyemezsiniz, eğer tezkereye hayır derseniz. Aynı gün Salih Müslim’i Türkiye’ye getiriyoruz. Bakın kaç jest arka arkaya. Bir anlamda ‘meşru görüyorum seni’ diyoruz. Bu dediğimiz adamlar sicili temiz adamlar değil ki; PYD, Suriye halkının katliamına ortak olmuş bir örgüt. Şimdi sağda solda özgürlük kahramanı gibi konuşuyor. İnsani yardımın her türlüsünü gönderdik, Haseke’ye yardım için kapalı olan askeri kapıyı açtık Şenyurt’ta, onu da biliyorsun. Sonra sen bayramın üçüncü günü memlekete bayramı zehir ediyorsun. Bunun iyi niyetli bir tarafı var mı?”  

Davutoğlu, “Olaylardan sonra çözüm süreci yara aldı mı ve siz aynı kesimlerle muhatap olarak çözüm sürecini devam ettirecek misiniz?”  sorusunu ise şöyle cevaplıyor:

“Samimiyetleri konusunda kuşkum çok arttı. Ben Başbakan olarak kabul edip izah etmişim, yetkilendirdiğimiz isimler konuşmuşlar, her türlü bir yol haritası üzerinde de mutabık kalınmış. Bir hafta önce çözüm sürecinin mekanizmasını ilan etmişiz. Hiçbir HDP’li, ‘hükümetin niyetinden, planından habersiziz’ diyemez. O zaman aklınıza birkaç şey geliyor. Demek ki, ya bunların arasında bir grup çözüm sürecinden çok rahatsız ve çatışmaların sürmesini istiyor; çünkü burada rant var ve o şey içinde hepsi bir yere sürükleniyor. O zaman tabii sormak bizim hakkımız. Bunlara kim karar verecek, bu işi kim yönetecek? Ya da topluca bir şekilde Türkiye’ye şantaj yapılmak isteniyor; ‘şunu şunu yapmazsan çözüm sürecini bozarım, Kobani’de, Türkiye’de şunu yaparım’ diye. Ama bize şantaj sökmez.” 

Davutoğlu’nun, “HDP’nin İmralı’ya gidiş trafiğini gözden geçirmeniz veya oraya gidecek heyeti değiştirmeniz gibi bir planlamanız var mı?”  sorusuna cevabı da önemli; "Bundan sonra atılacak her adım, muhataplarımızın tavırlarına bağlı. Hiçbir şey karşılıksız değil. Önce tavırlarını ve hukuk düzenine saygıyı göreceğiz”  diyor.

Tam bir “Ne istediniz de vermedik”  hâli!..

                                 -Erdoğan da Pişman mı?-

Sadece Davutoğlu değil, Erdoğan ve AKP sözcüleri de aynı hâlet-i ruhiye içinde. Erdoğan’ın son iki gündür Trabzon ve Rize’de yaptığı konuşmalardan seçmeler:

“PKK terör örgütü 30 yıl boyunca bizim topraklarımızla birlikte, bu toprakların kutsal değerlerine saldırdı. İşte bugün de gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koyuyor...”

“Biz, 30 yıldır terörle mücadele ediyoruz. Ülkemizde bir bölücü terör örgütü var ve bu ülkede 40 bini aşkın insan terörle mücadelede maalesef öldü. Öldürenler belli. Bunu artık anlamak için kâhin olmaya gerek yok...”

“Şımarıklık, nankörlük yapıyorlar...”

Ama daha açıktan hedef aldıkları, PKK’nın siyasi uzantıları. Erdoğan, HDP’yi şöyle eleştirdi:

“Eğer bir siyasi parti tabanını sokağa davet ediyorsa, yakmaya, yıkmaya çağırıyorlarsa, buna zemin hazırlıyorsa, hiç kimse kusura bakmasın ben orada tarafsız davranamam...”

Hükümet kanadına geçelim; İçişleri Bakanı Efkan Ala, HDP’yi kurnazlıkla suçlarken, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, “Bir siyasi parti böyle bir eylemsellik çağrısı yapamaz. Bu olaylara kapı açamaz. Açarsa hukuki ve siyasi meşruiyetini tartışmaya açar, bunu yitirmeye başlar”  dedi.

AKP Sözcüsü Beşir Atalay da, “HDP'yi güya Türkiye partisi olarak kurdular, ama şu an ne kadar göstermelik olduğu ortaya çıktı. Bunlar sanki özgürlük savunucusu, ama görüyorsunuz zamanı gelince şiddeti devreye soktular. Bu onlara çok zarar verecek”  uyarısında bulundu.

                      -Sertleşmenin Ardından Ne Gelecek?-

Erdoğan da iktidar da bin pişman gözüküyor. Peki bu “pişmanlığın” peşinden “paralel yapı”  Cemaat’le olduğu gibi, “paralel yapı”  PKK’yla da amansız bir mücadele gelir mi? “Çözüm süreci”  kesilir, İmralı, PKK ve HDP’ye mesafe konur mu? 

“Hiçbir vandalizme çözüm sürecini kurban vermeyeceklerini”  peşinen açıkladıklarına göre, geriye PKK ve HDP’yle aralarına mesafe koymak kalıyor.

- Erdoğan ve iktidar mensuplarının HDP, özellikle de Selahattin Demirtaş’a tepki göstermesi;

- İmralı’da gece yarısı sağlanan mesajlaşmayla, teröristbaşının “liderliğinin”  bir kez daha tescil edilmesi; 

- Ve Ağustos 2013’te İmralı’da teröristbaşının Demirtaş’ı, “Seni liderliğe hazırlıyorlar, farkında mısın? Anladım; heveslisin, liderlik yapabilirsin, ama ben önderlik tedbirlerimi çoktan aldım, bunu da bil”  diye uyarması dikkate alındığında;

İktidarın, HDP’yi bir şekilde devreden çıkarıp, İmralı ve Kandil’le artık doğrudan “görüşme”  sürecini başlatmaya hazırlandığını söyleyebiliriz.        

Zaten “açılım”dan sorumlu Bakan Beşir Atalay, görevden ayrılmadan kısa bir süre önce, “Gerekirse Kandil’le doğrudan görüşebileceklerini”  açıklamamış mıydı?

Yani yeni bir “Safmışız, aldandık”  durumundan çok, Davutoğlu’nun da itiraf ettiği gibi, sanki yeni bir “zamanlama”“arka arkaya jest” ve “satranç oyunu” ile karşı karşıyayız.

Erdoğan Rize’de, “Burası muz cumhuriyeti değil”  dedi ya, gerçekten de iyi ki, muz cumhuriyeti değiliz. Yoksa başımıza kimbilir neler neler gelirdi!..

Mamak, Şirinyer, Eskişehir, Malatya ve Antalya’ya kucak dolusu sevgiler

Müyesser YILDIZ
12 Ekim 2014 /

Akp ve Başbakan Eş Başkanı Erdoğan - Güner Yiğitbaşı

Akp ve Başbakan Eş Başkanı Erdoğan - Güner Yiğitbaşı
Tayyip Bey, bu ülkenin Cumhurbaşkanı seçilmesine rağmen, Cumhurbaşkanlığı görevine başlarken yaptığı yeminine uygun, partisiz ve tarafsız, her partiyi ve kesimi kucaklayan, her partiye eşit mesafede bir Cumhurbaşkanlığı yapamadığı,hala, kendisini  AKP' nin Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı sandığı ve bunu da, eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyduğu için, bize göre, şu anda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamı Anayasamıza göre boş bulunmaktadır.

Şu anda ülkemizde, DAVUTOĞLU  ve ERDOĞAN ikilisi; AKP'nin ve Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanlık makamının  Eş Başkanları olarak, birlikte ve ortaklaşa olarak  görev icra etmekte olup, DAVUTOĞLU konumu itibariyle, ERDOĞAN'ı bir adım geriden izlemektedir.

Bu nedenledir ki; Anayasamıza aykırı bu durumun farkında olan Sayın DAVUTOĞLU; durumu idare etmek için, geçtiğimiz günlerde, muhalefet partisi liderlerinden, kendisinin muhatap alınmasını rica etmek zorunda kalmıştır.

Sayın ERDUĞAN, Cumhurbaşkanılığına seçildikten sonra, aradan iki ay gibi uzun bir zaman geçmesine, yaptığı balkon konuşması ile seçmenlerine teşekkür etmesine, bir kez daha teşekkür etmesi gerekse dahi, bu teşekkürü yayınlayacağı bir mesajla tüm halkımıza duyurma imkanının bulunmasına rağmen, Cumhurbaşkanlığına seçilmiş olması nedeniyle, kendisine daha fazla oy çıkan illerimize teşekkür  ve bazı tesislerin toplu açılış törenlerine katılma bahanesiyle, aslında 2015 yılında yapılacak olan genel milletvekili seçimleri için AKP' nin propagandasını yapma gezilerine ve seçim mitinglerine başlamış bulunmaktadır.

ERDOĞAN'ın,Trabzon ziyaretinde yaptığı konuşmanın içeriğine baktığımızda, bu gezinin bir teşekkür ve nezaket ziyareti olmadığı, ülkenin birliğini temsil etmesi, eski partisi AKP ile ilgisini kesmesi ve  tarafsız olması gereken Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanına hiç yakışmayan bir tavır sergileyerek, Başbakanlığı döneminde yaptığı, tamamen siyasi içerikli, ana muhalefet partisi liderini hasım ve rakip gören acımasızca eleştiren, ülkenin içinde bulunduğu zor koşulları yaratan kişi kendisi değilmiş gibi, ana muhalefet partisi liderini ve çözüm süreci aldatmacasıyla kendisinin şımartıp palazlandırdığı PKK'yı suçlayan, kendisini ve AKP'yi sütten çıkmış ak kaşık gösteren, ayrıştırıcı ve bölücü eski konuşmalarının aynısını yaptığını ve yapmaya da devam edeceğini üzülerek görmüş bulunuyoruz.

Bize göre, Sayın ERDOĞAN, bu hal ve tavırlarıyla, Anayasanın öngördüğü Cumhurbaşkanı koşullarını ve özelliklerini kaybetmiş, Cumhurbaşkanlığı yeminine ihanet etmiş, ülkenin resmi Başbakanı olan DAVUTOĞLU ile birlikte, AKP ve Başbakan Eş Başkanı konumunda, Anayasamızda yeri olmayan paralel ve illegal bir yapının figürü konumuna gelmiş bulunmaktadır.

ERDOĞAN'ın, milli irade kisvesine sığınarak sürekli olarak yaptığı, Anayasa ve yasa tanımayan, bu ben yaptım oldu tavrına, ülkeyi, Anayasayı ve yasaları çiğneyerek, babasının çiftliği gibi, kendi keyfince ve korkusuzca yönetme alışkanlığına, Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşları tarafından binlerce şehit kanı ile bin bir zorlukla kurulan Türkiye Cumhuriyetinin düşürüldüğü bugünkü acınacak haline, Sivil Toplum Kuruluşları, Sendikalar,Barolar,Üniversiteler, Yüksek Yargı Organları ve çoğunluk medya tarafından sessiz kalınmasına üzülmemek mümkün değildir.

12/10/2014
Güner YİĞİTBAŞI
İzmir Barosu Üyesi Avukat